‘Kırmızı kitap pek çok kelime içeriyor’
Buddha
İlksöz
Asistanlık uzmanlıktan kısa sürüyor, etkileri kalıcı oluyor. Belki de temel atılıyor, katlar oluşuyor, binanın içine insanlar yerleşiyor, toplamına asistanlık deniliyor. Sorun ne kadar büyük ise çözüm de o kadar çetrefilli olmalı. Artık öldürmeyen güçlendirir mi diyelim, yoksa çıkmayan candan umut kesilmezi mi ekleyelim. Şimdi daha iyi olma zamanı kaptanlar.
- Üzüntü ve uyku: Uykusuz dinlenme olmaz. Yorulan dinlenmeli ama tadında kaçışlar ile demlenmeli zihin. Sen dikkat etmez, nöbet sonrası on saat uyursan, varan geceden uyku bekleme. Baykuşlar, bir de gündüz uykucuları, yıldızlara karşı tarçınlı çay içer.
- Zarar ve karanlık: Panjurun mu var deniz kenarına bakan, balkonun mu var dev binaları tartan veya gündüz ışığın mı var retinanı yakan. İşte şimdi olmadı, nöbet sonrası uykuların zifiri olmalı, güneş karanlıkta yanmalı.
- Pırasa ve yemek: Nöbetler hayaller için oyun alanlarıdır, neler neler düşlenir, olmayan yemekler zihin kıvrımlarına sürünür, hiçbiri faydalı değildir. Pırasa, türlü falan bekleme düşlerinde, hepsi boğum boğum yağlandırandır. İşte bu bilgiler ışığında özetlememiz gerekirse, nöbet sonrası az gıda tüketiniz.
- Rahatlık ve susuzluk: Boğaz kuruluğu nöbetin vazgeçilmezi, ne kadar yutkunursan yutkun genzin giderek kurur, başlarsın içmeye. Çay, kahve, sonra birer tane daha. Garip bir biçimde su içmek akla gelmez, kurursun giderek.
- Işık ve göz: Asistan tasarrufluğunu bilir misin, her şeyden kısar. Aile uzakta, az maaş, kira, gider ve daha sayılamayanlar, bir de evin ışıklarını beyaza boyarsa, floresan kullanırsa mesela. Nöbette zaten beyaz ışık altında çalışıyorsun, giderek zihnin tıkanır. Asistan beyaz ışıktan uzak durmalı evinde, zihninde ölü noktalar oluşabilir.
- Üzülmek ve spor: Ona üzül, buna üzül, nereye kadar dostum böyle. Bu duygular giderek birikir, içine negatif enerji yüklenir, spor şart oldu. Köpeğin varsa gezdir, o da kültür fizik sonuçta.
- Kalmak ve gitmek: Hiç unutmuyorum, kıdemlimdi, hem de bir iki yıl daha kıdemli olabilir benden. İşte ondan bahsetmek istiyorum. Bir türlü gitmiyordu eve, pijamalarını getiriyor, acilde uyuyor, ona ait yastık bile vardı acilde, gel zaman git zaman bu kişi giderek randımandan düştü, hızla yaşlandı, yaşlılık hastalığına yakalandı. Demem o ki, nöbetin varsa gel, nöbetin yoksa gelme.
- Hazır olmak ve kaybolmak: Nöbet sonrası sosyallik planlayıcıları olur acillerin, taze kurgular zihinlerinde cirit atar. Neler mi yapılır, anlatayım. Tarihi kalıntılar gezilir, ünlü köfteciler ziyaret edilir, sabah gezilmeye başlanır, akşam eve giriş yapılır. Ne bedenin ne de ruhun senindir artık, yoksun aslında.
- Bıkmak ve ilaç: Sadece uyumak dinlenmektir dersen üzülürüm, küserim sana. Sosyallik bana ters, tek ihtiyacım uzanmak gibi cümleler kurarsan fark etmeden bıkarsın hayattan, tatlı tatlı çıkmaza girersin, kimse kurtaramaz seni, o bile.
- Anne ve baba evi: Hep kavga ettiğin baban, hiç barışmadığın ablan, devamlı çekiştiğin annen aslında senin biriciklerindir. Arkadaş da iyidir, güzeldir ama bir yere kadar. O kan bağı var ya, insanı canciğer kılan, işte ondan kopmamalısın. Rutin telefon konuşmaları yapılmalı, hal hatır sorulmalı, bütün bunların yanında aile evine periyodik turlar düzenlenmeli.
- Diğerleri ve acil doktorları: Normalde acil servislerde daha çok acil doktoru bulunur, konsültana ender rastlanır. Kıdemli tükenmiş ise fayansların içine diğerleri dolar, hasta yakınından çok konsültasyoner çıkar köşe bucaktan. Bundan böyle tanısalsın, kafa iznini hakettin.
- Depolamak ve depresyon: Z evine çağırıyor seni, en sevdiğin arkadaşın, ikiniz de acil asistanısınız. Eve ayak basmak istedin ama giriş kapalı. Hayır düşündüğün gibi değil, kapı seni engellemiyor, gazeteler, dergiler öbek olmuş evin içinde, onlar tıkıyor girişi. Şöyle bir dizinle ittirdin, şanslıysan odalardan birine girdin. Engeller bunlarla da bitmiyor, bu sefer karşına kilim koleksiyonu çıkıyor, sonra tesbih ve oyuncak arabalarla karşılaşıyorsun. Belli ki arkadaşın vesvese atağı içinde. Sen de onun gibi istiflemeye başladıysan ruh enerjin bitti demektir, bu duruma izin verme lütfen.
- Bağırmak ve çağırmak: Bakın bakın, kurduğu cümleleri dinleyin, nasıl da bağırıyor herkese, kavga edecek yer arıyor, atmaca gözleri var, etrafı öldüresiye kesiyor.
- Hiç gitmemek ve yok olmak: Otobüs kazasını duymuş, nasıl bu kadar hızlı diye sorma, televizyonda altyazı geçilmiş, yememiş içmemiş acile gelmiş. Arkadaşlarına yardım etmek istiyor, tutmasan sedyelerin üstüne atlayacak. Böyle tipler olur, bilirsin, acillerde görülür. Nöbet ekibinde olmamasına rağmen nöbetçi süsü verir kendine. Farkında değil, kendi nöbetine gelemeyecek.
- Tüketmek ve bitirmek: Her şeyin bir sınırı var. Günün saatleri, mevsimler, gündüz, gece, sevgi ve şiddetin kaynağı. Hepsinin sonlandığı yer var da neden senin yaşam ışığının sınırı olmasın. Kaynakların her zaman tükenebilir. Sınırlı enerjilerini lider eylemlerde kullananların kuzey rüzgarlarına karşı yürüme şansı olur.
- Yönetmek ve iyi olmak: Doktorlar, özellikle acil tıpçılar, karanlık (ölüm) ve aydınlığı (yaşam) yönetebildiklerinden hayatı da yönetebileceklerini düşünüyorlar. Bence bu doğru değil. Milyon dinamiğin döndüğü bu hayatta sen sadece minicik tozsun, hatta toz bile değilsin, tozun buharısın. Bu nedenle sorumlu tutma her kayıptan kendini, bırak kendini hayatın tatlı ritmine. İrade olacak, bu kesin, ama yetemezsin her yere, bunu da bilerek adımlamalısın toprağı. Acilde iyi olmak dersi içinde bu konu da işlenmeli.
Dr Çağdaş Can, Merkezefendi Devlet Hastanesi, Acil Tıp, Manisa